Türkiye’de genç olmak artık sadece bir yaş aralığını değil, aynı zamanda ağır bir yükü de ifade ediyor. Eğitimden istihdama, ekonomiden sosyal hayata kadar uzanan geniş bir alanda gençlerin omuzlarına binen belirsizlik, onları en çok da hayallerinden uzaklaştırıyor. Ve bugün birçok gencin zihninde aynı soru yankılanıyor:
Hayallerimiz ne zaman gerçeklere yenilmeye başladı?
Bir zamanlar “okursan başarırsın” denilen bir düzen vardı. Şimdi ise diploma sahibi olmanın bile bir güvence olmadığı gerçeklikle karşı karşıyayız. Gençler yıllarını veriyor, emek harcıyor, sınavlardan geçiyor ama sonunda karşılarına çıkan tablo çoğu zaman hayal ettikleriyle örtüşmüyor. İşte tam bu noktada şu soru anlam kazanıyor:
Ne oldu da hayallerimiz gerçeklerin gölgesinde mi kaldı?
Bugünün Türkiye’sinde gençler sadece gelecek planı yapmıyor, aynı zamanda hayatta kalma mücadelesi veriyor. Artan yaşam maliyetleri, işsizlik kaygısı, liyakat tartışmaları ve fırsat eşitsizliği… Tüm bunlar hayal kurmaktan uzak. Çünkü artık mesele sadece istemek değil; imkan bulabilmek. Bu yüzden birçok genç içten içe şunu sorguluyor:
Hayal kurmak mı zorlaştı, yoksa gerçekler mi ağırlaştı?
Bu tablo, zamanla siteme ve öfkeye dönüşüyor. Çünkü gençler, karşılarında sürekli engel gördüklerinde bunu kişisel bir başarısızlık olarak değil, sistemsel bir problem olarak okumaya başlıyor. Ve o zaman şu sert cümleler kuruluyor:
Gerçekler ne zamandır hayallerin katili oldu?
Hayaller kuruyoruz ama gerçekler hep karşı safta… neden?
Bu hayat, hayal kuranlara neden bu kadar acımasız?
Oysa gençlik dediğimiz şey, umutla eş anlamlı olmalıydı. Bir şeyleri değiştirme cesareti, üretme isteği, kendini gerçekleştirme arzusu… Ama bugün birçok genç için bu duygular yerini yorgunluğa bırakıyor. Çünkü sürekli aşağı çekildiğini hisseden birinin yukarı bakacak gücü kalmıyor.
Hayaller göğe yükselirken, gerçekler neden ayaklarımızdan çekiyor? sorusu tam da bu hissin ifadesi.
İçinde bulunduğumuz durumda gençler iki arada kalmış durumda:
Bir yanda umut, bir yanda gerçek… hangisi bizi yarım bırakıyor?
Belki de asıl sorun, bu ikisi arasındaki mesafenin her geçen gün daha da açılması. Hayaller hâlâ var, ama ulaşılması zor bir yerde. Gerçekler ise her gün daha sert, daha keskin.
Ve en acı olanı şu:
Hayaller uçmak ister, gerçekler zincir vurur.
Bugün gelinen noktada gençlerin zihninde çok daha sade ama bir o kadar ağır sorular var:
Hayaller mi kaybetti, yoksa biz mi?
Gerçekler mi ağır, hayaller mi zayıf?
Hayal kurmak lüks mü oldu?
Bu sorulara verilecek cevaplar sadece gençleri değil, bir ülkenin geleceğini de belirler. Çünkü hayal kuramayan bir gençlik, üretmez. Üretemeyen bir toplum ise ilerleyemez.
Belki de artık asıl sormamız gereken şu: Gençlerin hayallerini yeniden gerçeklerle buluşturacak bir düzen mümkün mü? Yoksa biz, hayallerin yavaş yavaş sessizce terk ettiği bir dönemin tanıkları mı oluyoruz?
Şu an bu sayfayı inceleyenler sayısı: 1 kişi.
Bu Yazıyı Paylaş:
0x6d06b451fdc6e83f87950e4043072e2abb42a9fb


Yorumlar (0)
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın!