Engelli bireyler için yıllardır bir nebze de olsa sosyal adaleti sağlayan erken emeklilik hakkı, yeni düzenlemelerle birlikte ciddi biçimde kısıtlanıyor. Özellikle Bağ-Kur engelli emekliliği ve vergi indirimiyle yaşa bakılmaksızın emeklilik uygulamasında yapılan değişiklikler, binlerce engelli vatandaşın hayatını doğrudan etkiledi.
Devletin “düzenleme” olarak sunduğu bu değişiklikler, aslında sosyal devlet anlayışından bir geri adım niteliğinde. Çünkü engelli bireylerin çalışma yaşamında karşılaştığı fiziksel, psikolojik ve sosyal engeller hâlâ aşılmamışken; onlara tanınan bir hak, sessizce ellerinden alınıyor.
Vergi İndirimi Tarihe Karıştı
Geçmişte, çalışırken %40 ve üzeri engelli raporu bulunan bireyler, vergi indirimi belgesi alarak yaş şartına takılmadan belirli prim ve sigortalılık süresini doldurduklarında emekli olabiliyordu. Bu uygulama birçok kişi için umut kapısıydı.
Ancak 2025 itibarıyla bu uygulama yürürlükten kaldırıldı. Artık engelli emekliliği hakkı, yalnızca SGK Sağlık Kurulları tarafından belirlenen engellilik oranlarına ve bu oranlara göre oluşturulan yeni değerlendirme sistemine bağlandı.
Bu durum, süreci daha bürokratik ve yorucu hale getirdi; vatandaşların “hak” olarak gördüğü bir sistem, kurum takdirine bırakıldı.
SGK Sağlık Kurulu Kararları: Tarafsız mı?
Yeni sistemde engellilik oranını belirleme yetkisi sadece SGK İl Sağlık Kurullarına ait. İtirazlar ise aynı kurumun Merkez Sağlık Kurulu tarafından değerlendiriliyor.
Bağımsız bir denetim mekanizması bulunmadığından, aynı kurumun hem karar verici hem hakem konumunda olması objektiflik ilkesini zedeliyor. Vatandaş, kaderini belirleyen bu sistemin kapısında aylarca beklemek zorunda kalıyor; çoğu zaman da sonuç değişmiyor.
Balthazard Formülü Kaldırıldı: Adil mi?
Eskiden birden fazla hastalığı olan bireylerin toplam engellilik oranı, Balthazard formülüyle hesaplanıyordu. Bu formül, her hastalığın etkisini birbirine oranlayarak daha adil bir toplam oran elde edilmesini sağlıyordu.
Ancak yeni yönetmeliklerle birlikte bu formül yürürlükten kaldırıldı. Bu durum, özellikle birden fazla kronik rahatsızlığı bulunan vatandaşlar açısından ciddi mağduriyetler yaratıyor. Çünkü artık her hastalık tek başına değerlendiriliyor; hastalıkların birbiri üzerindeki etkisi dikkate alınmıyor. Bu da kişinin gerçek yaşam kaybını yansıtmayan düşük oranlara yol açabiliyor.
%40 Engel Gereken Hastalıktan %40 Alamamak
Devletin engelli vatandaşlara tanıdığı erken emeklilik, işe giriş önceliği, bakım maaşı ve vergi indirimi gibi haklara ulaşmanın önünde büyük bir engel var: engel oranı.
Birçok vatandaş, tıbben %40 ve üzeri engel oluşturduğu kabul edilen hastalıklardan dahi düşük oranlar alıyor. Üstelik aynı hastalık için aynı şehirde farklı hastanelerden alınan raporlar arasında büyük farklılıklar yaşanabiliyor.
Bu durum, sistemdeki standart eksikliğini açıkça gösteriyor. Vatandaşlar, haklarını “tesadüfe” bağlı bir sistemle elde etmeye çalışıyor.
Uğraş, Bekle, Reddet, Tekrar Başvur…
Engelli raporu almak başlı başına uzun ve yıpratıcı bir süreç. Randevular, testler, heyet görüşmeleri derken, hak ettiği oranı alamayan birey, bu kez itiraz sürecine yöneliyor. Ancak itirazlar yine SGK bünyesinde değerlendirildiği için sonuç çoğu zaman değişmiyor.
Bu noktada vatandaşın tek çaresi yargıya başvurmak oluyor. Fakat yargı süreci hem uzun hem masraflı. Ayrıca mahkemeler, yürürlükteki yönetmeliklere bağlı kaldığından, çoğu zaman hakkaniyet değil mevzuat temelinde karar vermek zorunda kalıyor.
Sosyal Devlet İlkesi Zedeleniyor
Sosyal devlet anlayışı, dezavantajlı gruplara özel destek ve kolaylık tanımayı gerektirir. Engelli erken emekliliği, bu anlayışın somut bir örneğiydi. Ancak yeni düzenlemelerle bu hak neredeyse bir lütufta dönüştü.
Bir zamanlar “hak” olan şey, bugün şarta bağlı bir ihtimale indirgenmiş durumda. Bu da sosyal devletin temel ilkeleriyle çelişiyor.
Pozitif Ayrımcılık: Hayalden Öteye Gidemedi
Yıllardır “pozitif ayrımcılık” söylemleriyle güçlendirilmeye çalışılan engelli politikaları, 2025’te yapılan bu düzenlemeyle bir kez daha hayal kırıklığına dönüştü.
Vergi indirimiyle erken emeklilik hakkının kaldırılması, engellilere yönelik koruyucu sistemin zayıfladığını gösteriyor. Artık engelli bireyler, yaş şartına takılmadan emekli olamıyor; karmaşık bir bürokrasi içinde, tamamen sağlık kurullarının takdirine bırakılıyor.
Toplumun Sessizliği Engellileri Mağdur ediyor.
Bu kadar önemli bir değişiklik, toplumda yeterince tartışılmadan yürürlüğe girdi. Engelli dernekleri ve sivil toplum kuruluşlarının itirazları sınırlı kaldı. Medya ilgisiz, siyaset sessiz…
Oysa bu mesele sadece engellileri değil; ailelerini, işverenleri ve sosyal güvenlik sistemini doğrudan etkiliyor. Sessiz kalındıkça, hak kayıpları kalıcı hale geliyor.
Sonuç: Geriye Dönüş Mümkün
Gerçek bir sosyal devlet anlayışına dönülmek isteniyorsa, bu düzenlemeler acilen gözden geçirilmeli; vergi indirimiyle erken emeklilik gibi haklar yeniden tanınmalı, sağlık kurulu süreçleri ise bağımsız ve şeffaf hale getirilmelidir.
Engelli bireyler toplumun yükü değil, onurlu birer parçasıdır. Onlara yük değil, destek verilmelidir.
Yakınları ve sivil toplum, bu konuda sessiz kalmamalı; seçimlerde, toplumsal platformlarda ve kamuoyu oluşturma süreçlerinde engellilerin sesi olmalıdır. Çünkü hakların savunulması, ancak görünürlük ve dayanışmayla mümkündür.
Bu yazı, kendisi de engelli bir birey olan Mustafa Çakar tarafından kaleme alınmıştır.


Yorumlar (0)
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın!