MİLLİ MÜCADELE
Samsun’dan İzmir’e, Nutuk’un Satırlarında Bir Milletin İstiklal Mücadelesi
Köşe Yazısı | Muhabir: Mustafa Çakar
Bazı mücadeleler yalnızca savaş meydanlarında verilmez. Kimi zaman bir milletin kaderi, bir şehirden diğerine uzanan yolculuklarda, yapılan kongrelerde, alınan kararlarda ve milletin gösterdiği iradede şekillenir.
Milli Mücadele de böylesine büyük bir tarihî yolculuktu.
Bugün o günleri anlamaya çalışırken elimizdeki en önemli kaynaklardan biri hiç kuşkusuz Mustafa Kemal Atatürk’ün Nutuk adlı eseridir. Atatürk, Nutuk’ta yalnızca kazanılan zaferleri anlatmaz; Samsun’a çıkıştan başlayarak karşılaşılan güçlükleri, siyasi tartışmaları, askerî kararları ve Milli Mücadele’nin hangi şartlarda yürütüldüğünü kendi bakış açısından aktarır.
Bu nedenle Milli Mücadele’yi anlatırken Nutuk’un satırlarına kulak vermek, dönemin ruhunu anlamak açısından büyük önem taşır.
Samsun: Her Şeyin Başladığı Gün
Mustafa Kemal’in Nutuk’taki ilk cümlesi aslında başlı başına bir tarih belgesidir:
“1919 senesi Mayısının 19’uncu günü Samsun’a çıktım.”
Bu kadar kısa bir cümlenin arkasında ise büyük bir hikâye vardır.
19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan Mustafa Kemal, işgal altındaki Anadolu’da bağımsızlık mücadelesinin örgütlenmesi için harekete geçti.
Samsun, bu nedenle yalnızca bir şehir değildir.
Milli Mücadele’nin başlangıç noktasıdır.
Bir milletin yeniden ayağa kalkma iradesinin ilk adımlarından biridir.
Mustafa Kemal’in Samsun’dan sonraki yolculuğu Havza ve Amasya üzerinden devam edecektir.
Amasya: Kurtuluşun Anahtarı Milletin Kendisiydi
Amasya’ya gelindiğinde mücadele artık daha açık bir siyasi anlayışa dönüşmeye başlamıştı.
22 Haziran 1919 tarihli Amasya Genelgesi’nin en dikkat çekici cümlesi bugün bile hafızalardadır:
“Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”
Bu söz, Milli Mücadele’nin temel felsefesini ortaya koyuyordu.
Kurtuluş başka bir devletin himayesinde aranmayacaktı.
Millet kendi kaderine sahip çıkacaktı.
İşte bu nedenle Amasya, Milli Mücadele tarihimizde yalnızca bir durak değil, milli iradenin ilan edildiği önemli merkezlerden biri olarak yer aldı.
Erzurum: “Vatan Bir Bütündür”
Erzurum Kongresi, Milli Mücadele’nin önemli dönüm noktalarından biriydi.
Kongrede alınan kararlardan biri:
“Millî sınırlar içinde vatan bir bütündür, parçalanamaz.”
şeklindeydi.
Bu cümle, dönemin şartları düşünüldüğünde son derece güçlüydü.
Çünkü Anadolu’nun çeşitli bölgeleri işgal tehdidi altındaydı.
Buna rağmen Milli Mücadele kadrosu, vatanın parçalanamayacağını açık biçimde ortaya koyuyordu.
Erzurum’da verilen mesaj açıktı:
Mücadele yalnızca bir şehrin değil, bütün vatanın mücadelesiydi.
Sivas: Anadolu’nun Ortak Sesi
Sivas Kongresi’yle birlikte Milli Mücadele daha geniş bir örgütlenmeye kavuştu.
Farklı bölgelerden gelen temsilciler aynı amaç etrafında birleşmeye çalışıyordu.
Sivas’taki tartışmalar arasında manda ve himaye meselesi de önemli bir yer tutuyordu.
Burada yaşanan tartışmalar, Milli Mücadele’nin yalnızca cephede değil, fikir alanında da büyük bir mücadele olduğunu gösteriyordu.
Bağımsızlık mı?
Yoksa başka bir devletin himayesi mi?
Mustafa Kemal’in çizgisi açıktı:
Türk milletinin geleceğine yine Türk milleti karar vermeliydi.
Sivas’tan sonra Milli Mücadele’nin ağırlık merkezi giderek Ankara’ya doğru kayacaktı.
Ankara: Küçük Bir Şehirden Milli Mücadele’nin Merkezine
Milli Mücadele’nin Ankara safhası, bence Nutuk’un en dikkat çekici bölümlerinden biridir.
Mustafa Kemal ve Heyet-i Temsiliye, 27 Aralık 1919’da Ankara’ya geldi.
O gün yayımlanan bildiride şu ifadeler kullanıldı:
“Şimdilik, Heyet-i Temsiliye merkezi Ankara’dır.”
Bu cümle kısa görünse de tarih açısından son derece önemlidir.
Çünkü Ankara artık Milli Mücadele’nin merkezlerinden biri haline geliyordu.
Üstelik Ankara’nın seçilmesi yalnızca sembolik bir karar değildi.
Şehrin coğrafi konumu, Batı Cephesi’ne yakınlığı, demiryolu bağlantısı ve Anadolu’nun ortasındaki konumu Ankara’yı önemli bir merkez haline getiriyordu.
Fakat Ankara’yı asıl anlamlı kılan bir başka şey daha vardı:
Ankara halkının Milli Mücadele’ye gösterdiği destek.
Mustafa Kemal, Ankara’ya gelişlerini anlatırken milletin gösterdiği ilgi ve vatanseverlik gösterilerinden söz eder.
Sivas’tan Kayseri üzerinden Ankara’ya gelen Heyet-i Temsiliye, yol boyunca halkın büyük ilgisiyle karşılaşmıştı.
Bugün Ankara’nın Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti olduğunu biliyoruz.
Fakat 1919’un Ankara’sına baktığımızda henüz ortada kurulmuş bir Cumhuriyet yoktu.
Sadece işgal altındaki bir ülkenin bağımsızlığı için mücadele eden bir kadro ve ona destek veren bir millet vardı.
Ankara’nın kaderi de işte bu mücadeleyle değişti.
TBMM: Millet İradesinin Merkezi
23 Nisan 1920…
Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı.
Artık Milli Mücadele’nin siyasi merkezi daha da belirginleşmişti.
Meclis, millet adına kararların alındığı merkez haline geldi.
Bu noktada Milli Mücadele’nin önemli özelliği ortaya çıkıyordu:
Cephede savaşılırken Ankara’da da yeni bir siyasi düzen kuruluyordu.
Bir tarafta askerî mücadele…
Diğer tarafta siyasi mücadele…
Ve bütün bunların merkezinde millet iradesi bulunuyordu.
Sakarya: “O Satıh, Bütün Vatandır”
1921 yılına gelindiğinde savaşın en kritik aşamalarından biri yaşanıyordu.
Yunan ordusu Ankara’ya doğru ilerliyordu.
Sakarya Meydan Muharebesi başladı.
Mustafa Kemal’in savaş sırasında verdiği emir, Milli Mücadele’nin en meşhur sözlerinden biri olarak tarihe geçti:
“Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır.”
Ardından gelen cümle ise daha da çarpıcıydı:
“O satıh, bütün vatandır.”
Bu sözün anlamı çok büyüktü.
Artık savunulacak yer yalnızca bir mevzi veya bir çizgi değildi.
Bütün vatan savunulacaktı.
Sakarya’da verilen mücadele, Milli Mücadele’nin kaderini değiştirdi.
Ankara’nın düşman tarafından ele geçirilmesi tehlikesi ortadan kalktı.
Türk ordusu önemli bir üstünlük kazandı.
Büyük Taarruz: Son Perdeye Doğru
Sakarya Zaferi’nin ardından mücadele sona ermemişti.
Aksine yeni bir hazırlık dönemi başladı.
1922 yılı boyunca Türk ordusu büyük taarruz için hazırlandı.
Bu hazırlıkların önemli bir özelliği vardı:
Gizlilik.
Ordunun hazırlıkları mümkün olduğunca düşmandan saklandı.
26 Ağustos 1922 sabahı Büyük Taarruz başladı.
Yıllardır süren savaşların ardından artık kesin sonuç için harekete geçilmişti.
Bu aşamayı anlamak için yalnızca savaş meydanına değil, yıllar boyunca yapılan hazırlıklara da bakmak gerekir.
Çünkü 26 Ağustos sabahı başlayan saldırının arkasında aylarca süren askerî ve siyasi hazırlık vardı.
30 Ağustos: Büyük Zafer
30 Ağustos 1922…
Başkomutanlık Meydan Muharebesi kazanıldı.
Türk ordusu büyük bir zafer elde etti.
Bu zaferin ardından düşman kuvvetleri Anadolu’dan çekilmeye başladı.
Bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutlarken aslında yalnızca bir savaşın kazanılmasını değil, Milli Mücadele’nin en önemli askerî başarılarından birini hatırlıyoruz.
Bir başka ifadeyle:
Samsun’da başlayan yolculuk, artık zafere doğru ilerliyordu.
İzmir: “Akdeniz’e Ulaştılar”
Büyük Taarruz’un ardından Türk ordusu hızla ilerledi.
9 Eylül 1922’de İzmir kurtarıldı.
Mustafa Kemal, Nutuk’ta ordunun ilerleyişini anlatırken son derece dikkat çekici bir ifade kullanır:
“Ordularımız İzmir rıhtımında ilk verdiğim hedefe, Akdeniz’e ulaştılar.”
Bu cümlenin arkasında üç yıldan fazla süren bir mücadele vardır.
19 Mayıs 1919’da Samsun…
Amasya…
Erzurum…
Sivas…
Ankara…
Sakarya…
Büyük Taarruz…
Ve nihayet İzmir…
Bir yolculuk tamamlanmıştı.
Bir Milletin Hatırası
Milli Mücadele’yi yalnızca Mustafa Kemal Atatürk’ün adı üzerinden okumak da eksik olur.
Bu mücadele, Anadolu’nun dört bir yanında büyük fedakârlık gösteren insanların mücadelesiydi.
Cephede savaşan askerler…
Cephane taşıyan kadınlar…
Çocuğunu cepheye gönderen anneler…
Yiyeceğini Mehmetçik’le paylaşan köylüler…
Yaralı askerlerin yardımına koşan insanlar…
Hepsi bu büyük mücadelenin parçasıydı.
Atatürk’ün Nutuk’u ise bütün bu sürecin siyasi, askerî ve tarihî açıdan anlatıldığı en önemli eserlerden biri olarak bugün elimizde duruyor.
Nutuk’u okurken yalnızca zaferleri değil, kararsızlıkları, tartışmaları, yoklukları ve alınan riskleri de görmek gerekir.
Çünkü tarih, yalnızca sonuçlardan ibaret değildir.
Sonuca ulaşan yolun kendisi de tarihtir.
Samsun’dan Ankara’ya, Ankara’dan Cumhuriyet’e
Bugün Ankara’nın sokaklarında dolaşırken 1919 Ankara’sını düşünmek kolay değildir.
Bugünün büyük başkentinin yerinde, Milli Mücadele’nin en zor günlerinde kararların alındığı bir şehir vardı.
O günlerde henüz Cumhuriyet kurulmamıştı.
Henüz savaş kazanılmamıştı.
Henüz bağımsızlık kesinleşmemişti.
Fakat bir irade vardı.
Bir milletin kendi geleceğine sahip çıkma iradesi…
İşte Milli Mücadele’nin en önemli mirası da budur.
Samsun’da atılan ilk adım, Amasya’da ortaya konan milli irade, Erzurum’da savunulan vatan bütünlüğü, Sivas’ta güçlenen teşkilatlanma, Ankara’da kurulan Meclis, Sakarya’daki direniş ve İzmir’deki zafer…
Bütün bunlar aynı hikâyenin parçalarıdır.
Ve o hikâyenin adı:
Milli Mücadele’dir.
Bugün 30 Ağustos’u kutlarken, yalnızca 30 Ağustos 1922’yi değil; 19 Mayıs 1919’dan itibaren verilen bütün mücadeleyi hatırlamak gerekir.
Çünkü zafer bir günde kazanılmış olsa da, o zaferin yolu yıllar süren fedakârlıklardan geçmiştir.
Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını ve Milli Mücadele’nin bütün kahramanlarını saygı ve rahmetle anıyoruz.
Mustafa Çakar
Kaynak: Türkiye Ajans


