USD 49.0582 ▲+0.00%
EUR 55.1819 ▲+0.00%
GBP 64.9163 ▲+0.00%
☀️ Ankara 17°
🌤 İstanbul 20°
Cuma, 9 Ekim 2026
Yazarlar

Biz En Başta Ermeni’yi Dövdürmeyecektik!

Mustafa Çakar 1 gün önce 0 Yorum
Biz En Başta Ermeni’yi Dövdürmeyecektik!

Biz En Başta Ermeni’yi Dövdürmeyecektik!

Bir fıkra vardır.

Yaz günü biri Türk, biri Kürt, diğeri Ermeni olan üç arkadaş yola çıkar. Sıcaktan bunalmış, susamış ve acıkmışlardır. Yol üzerinde meyveleri olgunlaşmış bir bahçeye rastlarlar. Başka çare bulamayınca bahçeye girip birkaç meyve yemeye başlarlar.

Tam o sırada bahçenin sahibi gelir.

Üç kişi olduklarını görünce doğrudan üzerlerine gitmez. Çünkü üçüyle birden uğraşamayacağını düşünür. Bunun yerine onları birbirine düşürmeye karar verir.

Önce Ermeni’ye döner:

“Sen zaten bizden değilsin. Bunlar Türk ve Kürt, ikisi de Müslüman. Sen hangi hakla benim bahçeme giriyorsun?”

Türk ve Kürt susar.

Ermeni yalnız kalır ve bahçe sahibi tarafından dövülerek dışarı atılır.

Sonra sıra Kürt’e gelir.

“Sen de Türk değilsin. Bu Türk arkadaşının belki bir hakkı vardır ama sen hangi hakla benim bahçeme giriyorsun?”

Türk yine susar.

Kürt de yalnız bırakılır ve o da dayak yiyerek bahçeden dışarı atılır.

Sonunda Türk tek başına kalır.

Bahçe sahibi ona da:

“Sen nasıl Türksün? Bir Ermeni ve bir Kürtle birlikte benim bahçeme girmeye utanmıyor musun?” der.

Türk de dayağını yer.

Üç arkadaş bahçenin dışında yan yana uzanırken Kürt sorar:

“Biz üç kişiydik, adam tek başınaydı. Biz bu adamdan bu dayağı nasıl yedik?”

Türk acı içinde başını kaldırır:

“Biz en başta Ermeni’yi dövdürmeyecektik…”

Bu hikâyeyi son dönemde engelli vatandaşların emekliliği konusunda yaşananları düşünürken hatırlıyorum.

Çünkü burada da insanın aklına aynı soru geliyor:

Bir grubun hakkı tartışılırken diğerleri neden yeterince ses çıkarmadı?

Yıllardır Türkiye’de engelli vatandaşların emekliliğinde farklı uygulamalar bulunuyordu.

28 Eylül 2021 tarihinde yayımlanan Maluliyet ve Çalışma Gücü Kaybı Tespiti İşlemleri Yönetmeliği ise malullük ve çalışma gücü kaybının tespitine ilişkin usul ve esasları yeniden düzenleyen önemli bir mevzuat oldu.

Ancak çalışma gücü kaybı üzerinden değerlendirilen Bağ-Kur’luların yaşadığı sorunlar, uzun süre toplumun geniş kesimlerinin gündeminde yeterince yer bulmadı.

Küçük engelli esnafın yaşadığı problem çoğu zaman küçük engelli  esnafın kendi meselesi olarak görüldü.

“Ben SSK’lıyım.”

“Beni ilgilendirmiyor.”

“Benim durumum farklı.”

denildi.

Belki de bugün yaşanan tartışmanın en önemli noktalarından biri tam da burada.

Çünkü yıllarca bir kesimin yaşadığı sorun yeterince konuşulmadığında, aynı anlayışın daha sonra başka kesimlerin karşısına çıkması çok daha kolay hale geliyor.

15 Ocak 2025’te önemli bir değişiklik yapıldı

9 Ocak 2025’te kabul edilen 7538 sayılı Kanun, 15 Ocak 2025 tarihli ve 32783 sayılı Resmî Gazete’de yayımlandı.

Kanunun 15. maddesiyle, 5510 sayılı Kanun’un geçici 10. maddesinde değişiklik yapıldı.

Bu değişiklikle, engelliliği nedeniyle vergi indiriminden yararlanarak yaşlılık aylığı bağlanmasına ilişkin mevcut düzenlemede önemli bir değişikliğe gidildi. Değişiklik kapsamındaki yeni yaşlılık aylığı taleplerinde çalışma gücü kaybı esaslı değerlendirme öne çıktı.

Burada önemli bir ayrıntı var.

Daha önce bu kapsamda vergi indiriminden yararlanarak yaşlılık aylığı bağlanan kişilerin aylıklarının ödenmesine devam edilmesi kanunda düzenlendi.

Dolayısıyla tartışmayı, “Emekli olmuş herkesin emekliliği geri alındı” şeklinde değerlendirmek doğru değil.

Asıl mesele, değişiklik kapsamındaki bundan sonraki yaşlılık aylığı taleplerinde kişilerin hangi kriterlere göre değerlendirileceği.

Ve işte burada yıllardır Bağ-Kur’lular açısından uygulanan çalışma gücü kaybı esaslı değerlendirme yeniden gündeme geliyor.

Dün Bağ-Kur’lunun meselesiydi, bugün daha geniş bir kesimin meselesi

Küçük esnaf yıllarca kendi işyerinde çalıştı.

Dükkânını açtı, kepengini kaldırdı, vergisini verdi, Bağ-Kur primini ödedi.

Hastalığına rağmen çalışmaya devam eden insanlar oldu.

Ancak emeklilik aşamasında kişinin elindeki sağlık kurulu raporunda belirtilen engellilik oranı ile SGK’nın emeklilik bakımından yaptığı çalışma gücü kaybı değerlendirmesinin aynı hukuki sonucu doğurmadığı durumlarla karşılaşıldı.

İşte burada vatandaşın kafasında doğal olarak bir soru oluştu:

“Ben yıllarca engelli olarak yaşadım, çalıştım ve prim ödedim. Neden emeklilik aşamasında farklı bir değerlendirmeye tabi tutuluyorum?”

Bu soru sadece Bağ-Kur’lunun sorusu olarak görülmemeliydi.

Ama uzun süre öyle görüldü.

Şimdi aynı konu daha geniş bir kesimin gündemine geldiğinde ise herkes bu sistemin ne anlama geldiğini daha yakından tartışmaya başladı.

İnsan hayatı bir mevzuat maddesinden ibaret değil

Burada devletin düzenleme yapma hakkını tartışmıyorum.

Elbette sosyal güvenlik sistemi değişebilir.

Kanunlar değişebilir.

Yönetmelikler değişebilir.

Devlet, ekonomik ve sosyal şartlara göre yeni bir sistem kurabilir.

Ama vatandaşın da çok basit bir beklentisi var:

Öngörülebilirlik.

İnsanlar hayatlarını mevcut kurallara göre planlıyor.

Prim gününü hesaplıyor.

Çalışmaya devam ediyor.

Emeklilik tarihini hesaplıyor.

Ailesinin geleceğini buna göre düzenliyor.

Yıllar sonra karşısına farklı bir değerlendirme sistemi çıktığında ise doğal olarak:

“Peki benim yıllarca yaptığım hesap ne olacak?”

diye soruyor.

Bu soru küçümsenmemeli.

Çünkü emeklilik sadece bir maaş meselesi değil.

İnsanların hayatlarının son dönemini nasıl geçireceğini belirleyen önemli bir sosyal güvenlik güvencesi.

Engelli raporu ile çalışma gücü kaybı aynı şey değil

Bugünkü tartışmanın önemli noktalarından biri de bu.

Vatandaşın elindeki engelli sağlık kurulu raporu ile SGK’nın emeklilik amacıyla yaptığı çalışma gücü kaybı değerlendirmesi aynı işlem değil.

Bir sağlık kurulu raporunda belirtilen engellilik oranı, tek başına kişinin hangi şartlarda yaşlılık aylığına hak kazanacağını belirlemiyor. Emeklilik bakımından ilgili mevzuat kapsamında ayrıca değerlendirme yapılabiliyor.

Bu nedenle bugün birçok engelli vatandaşın kafasında aynı soru var:

“Elimde yıllardır geçerli olan bir engelli raporu varken, neden emeklilik için farklı bir kriterle değerlendiriliyorum?”

Bu soruya yalnızca “Mevzuat böyle” demek vatandaşın yaşadığı endişeyi ortadan kaldırmayabilir.

Çünkü mevzuat insan hayatını düzenlemek için vardır.

İnsan hayatının bütün gerçekliği ise yalnızca bir maddeden ibaret değildir.

Bugün başkasının hakkı, yarın bizim hakkımız olabilir

Başta anlattığım hikâyeye tekrar dönelim.

Üç kişi birlikte hareket etseydi bahçe sahibi onları tek tek avlayamayacaktı.

Ama ilk kişi yalnız bırakıldı.

Sonra ikinci kişi…

En sonunda üçüncü kişi…

Hikâyenin sonunda üçü de dayak yemişti.

Bugün engelli vatandaşların emeklilik hakkını konuşurken de aynı hataya düşmemek gerekiyor.

Bağ-Kur’luların yaşadığı sorun hâlâ gündemdeyken bunu yalnızca Bağ-Kur’luların meselesi olarak görmemek gerekiyor.

Bağ-Kur’lunun yaşadığı problem konuşulurken:

“Ben SSK’lıyım, beni ilgilendirmiyor.”

dememek gerekiyor.

Çünkü bugün başkasının yaşadığı sorun, yarın sizin karşınıza çıkabilir.

Hak yalnızca sıra bize geldiğinde savunulmaz

Bence bu meselenin en önemli tarafı burada.

Bir vatandaşın hakkı değiştiğinde yalnızca o vatandaşın ses çıkarmasını beklemek doğru değil.

Reklam

Çünkü sosyal güvenlik sistemi hepimizi ilgilendiriyor.

Bugün Bağ-Kur’lunun yaşadığı bir sorun yarın SSK’lıyı ilgilendirebilir.

Bugün engelli vatandaşın yaşadığı bir sorun yarın başka bir sosyal güvenlik düzenlemesinde karşımıza çıkabilir.

Bu yüzden mesele sadece “kim emekli olacak?” meselesi değil.

Mesele biraz da vatandaşın yarınından emin olup olmaması.

Keşke en başta herkes birbirinin hakkını savunsaydı

Belki de bugün dönüp geçmişe baktığımızda çıkarılması gereken en büyük ders bu.

Bağ-Kur’lunun yaşadığı sorun yalnızca Bağ-Kur’lunun sorunu değildi.

SSK’lının yaşadığı sorun yalnızca SSK’lının sorunu değil.

Engelli vatandaşın emekliliği yalnızca engelli vatandaşın sorunu da değil.

Bunların hepsi aynı sosyal güvenlik sisteminin parçaları.

Bir yerde başlayan değişikliğe toplumun tamamı kayıtsız kaldığında, günün birinde aynı değişikliğin başka bir kesimin karşısına çıkması şaşırtıcı olmamalı.

İşte o zaman insan, baştaki hikâyenin son cümlesini hatırlıyor:

“Biz en başta Ermeni’yi dövdürmeyecektik…”

Mesele Ermeni’nin dövülmesi değildi.

Mesele ilk kişinin yalnız bırakılmasıydı.

Bugün de mesele yalnızca Bağ-Kur değildir.

Yalnızca SSK değildir.

Yalnızca engelli vatandaş değildir.

Mesele, başkasının hakkı elinden alınırken “beni ilgilendirmiyor” dememektir.

Çünkü sıra bize geldiğinde yanımızda birilerinin olmasını istiyorsak, bugün başkasının sırasındayken biz de onun yanında durmayı bilmeliyiz.

Bu yazı diyabet hastası yazarımızın kişisel değerlendirmesidir

İlgili Haberler

Yorum Yaz

🌐
BU DOMAIN
İSMİ VE SİTESİ
SATILIKTIR
Detaylar ve teklif almak WhatsApp üzerinden iletişime geçmek için tıklayınız
💬 WhatsApp'tan İletişime Geç